Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry
 
AnasayfakapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Jace Angel Night

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Brenda Stormrage
Hufflepuff 5. Sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
 Hufflepuff 5. Sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
avatar

Kadın Rp Partneri : İan Joseph Somerhalder (L)
Kan durumu : Safkan..
Mesaj Sayısı : 510
Kayıt tarihi : 19/12/09
Yaş : 24

MesajKonu: Jace Angel Night   C.tesi Mayıs 22, 2010 3:34 pm

Evet Jace. Geliştirme derslerimiz başlamıştır. Senden istediğimiz buraya 70 satırlık bir Rpg bırakman olacak bende Rpler'ini okuyup tek tek analiz edeceğim. İlk Rpg'ni bırakabilirsin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jace Angel Night
Slytherin 5. sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
Slytherin 5. sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
avatar

Erkek Rp Partneri : Freja
Kan durumu : Safkan.
Mesaj Sayısı : 416
Kayıt tarihi : 23/01/10
Yaş : 25
Lakap : JC.

MesajKonu: Geri: Jace Angel Night   Paz Mayıs 30, 2010 4:19 pm

Sokakta dolaşan siyah giyimli vampirlerin arasından geçerken vampirler beyaz elbisesinden dolayı dönüp ona bakıyordu. Omuzlarında her zamanki siyah pelerini vardı ama bu ne kızılımsı kahve saçlarını, ne beyaz boynunu nede sade elbisesini kapatıyordu. Pelerin yağmurdan dolayı ıslaktı ve kız bir an için şapkayı kapatmayı düşündü ama bunu yapsaydı eğer birkaç gecedir gezinirken duyduğu piyanisti belki de hiç bulamayacaktı. Candice iç çekti; belki eskisi gibi masum ve sakin bir kız değildi ama yine de piyano ve keman hala vazgeçemediği bir hobiydi onun için. Piyanoyu hiçbir zaman çalamamıştı ama kemanı ona annesi öğretmişti. Annem… İçinde bir burukluk hissetti genç kız ve yürüyüşünü yavaşlattı. Eğer beni sırılsıklam görseydi ne derdi bana? Ya da bir piyanisti bulmak için okuldan kaçıp durduğumu bilse? Büyük ihtimalle kızardı Candice’e ama buna değerdi. Çünkü bulacağı kişinin birçoklarından daha sanatçı olacağına emindi. Candice onun piyanoyu nasıl çaldığını duyduğunda büyülenmişti, nazik parmakların piyanonun tuşlarında nasıl hareket ettiğini duyduğunda piyaniste daha yakın olmak istemişti. Bunu yapabilirmiydi? Emin değildi genç kız ama belki de yeniden çalmaya başlarsa… Tek umudu buydu şimdi, piyanistin bir an önce verdiği molayı bırakıp ikinci parçasına geçmesi için tanrıçaya dua etti. Ve tanrıça onun duasını hızla yerine getirdi. Kız gülümsedi ve müziği dinlemeye başladı.
Candice bestenin içindeki her notayı ve uzunluklarını kafasında çıkarmaya çalıştı. Bu hep yaptığı bir şeydi ve artık onun için bir refleks gibiydi. Ne zaman bir piyano veya keman sesi duysa kendini onu çalan sanatçının yerine koyar ve notaları beynine kazırdı. Bu çok kolaydı onun için ama bu beste o kadar karmaşıktı ki beyni bir yere kadar gelip durdu. Notalar beynine doluyordu ama o bunları anlamlandıramıyordu. Kendini tekrar bestenin sıcak kollarına bıraktı ve takibine tekrar başladı. Ses kızı kendine çağırıyordu. Sanki beden bulmuş gibiydi ve Candice sesi öyle gibi görüyordu şimdi. Rengi sürekli değişiyordu, bazen özgürlük dolu bir mavi, bazen asil bir mor ve bazen melankolik bir siyaha bürünüp elini kıza uzatıyordu. Kız ne zaman ele uzansa ses kızdan uzağa kaçıyor ve onu daha ilerilere gitmeye ikna ediyordu. Sonunda bir cafeden içeri girdi ve gözden kayboldu hayali vücut.
Candice içeri girip girmemek konusunda kararsızdı ve bu çok nadir bir şeydi onun için. Gözlerini kapadı ve kapının dışındaki yere yaslandı yavaşça. O dışarıda dururken müzik bitmişti ve yağmur hızlanmıştı. Sonunda içeri girdi ve gözleri içeriyi taradı. Aslında aradığı kişiyi bulmak onun için en büyük istekti ve o da hızla piyanonun olduğu tarafa baktı. Piyanonun başından kalkmış olan adam bara doğru yürüyordu ve sandalyelerden birine oturmuştu yavaşça. Kız onun yüzünü pek iyi seçememişti ama adamın yakışıklı olduğunu hızla söyleyebilirdi. Barmen kız ve içerideki kadınların çoğu adama istek dolu gözlerle bakıyordu. Kız bir süre adamı izledi uzaktan ve sonunda bara yaklaşıp adamla konuşacak gücü bulabildi kendinde. Adımları yavaştı ama içeridekilerin çoğu çaktırmadan ona bakmaya çalışıyordu. Genç kız hafifçe gülümsedi ve pelerinini omuzlarından attı. Omuzları loş ışıkta pürüzsüz ve büyüleyici gözükürken saçlarını sol omzuna attı ve öyle kalmaları için çevirdi. Şimdi boynunun bir kısmı tamamen açıktaydı ve kız bunu bir insanın yaptığını düşündüğünde gözlerinde açlığın parıltıları belirdi. Dudaklarındaki gülümseme genişledi ve daha da büyüleyici bir hale geldi tabii 16 yaşında birinin olabileceğinden daha büyük gözükmesinin de bunda payı büyüktü.
Adamın yanındaki sandalyeye oturmak için bir hamle yaptı ve adamın başı yavaşça ona döndü. Kız onun bakışını önemsemeden sandalyeye çıktı ve barmen kızın adama bakışını gördüğünde hafifçe kıkırdadı. Adamın bakışları hala onun üzerindeydi.
“Bu kadar güzel piyano çalan birinin birçok hayranı olmalı?” diye sordu genç adama dönerek. Ve döndüğü anda piyanistin tahmin ettiğinden çok daha yakışıklı olduğunu gördü. Barmen kıza ve çevredeki kadınlara hak veriyordu artık. Adamın gözlerindeki bakış değişti ve Candice onun ne düşündüğünü öğrenmek için her şeyini verebileceğini düşündü. Adamın gözleri birçok kadının sahip olmak isteyeceği bir mücevher gibiydi. Yüzünde hafifçe mesafeli ve bir o kadar da yakın bir ifade vardı.
“Piyano çalışım değil bana hayran olma sebepleri… Onlar beni dinlemezler bile ama anlaşılan siz beni dinlemişsiniz.” Adamın sesi pürüzsüz ve büyüleyiciydi. Konuşma tarzı ise 1800’lü yıllardan gelen bir lordun ki gibi düzgün, aksanlı ve kibar… Belki birazda kendini beğenmiş. Candice adamın sözlerini duyduğunda yanaklarının kızaracağını düşünmüştü ama elbette olmayacaktı bu.
“Sizi birkaç kez çalarken duydum ama açıkçası çoğu hayranınız gibi değilim… Adınızı bile bilemiyorum henüz.” Candice sesini o kadar iyi bir şekilde ayarlamıştı ki adamın dudaklarından hafifçe geçen bir gülümseme kızı takdir eder gibiydi.
“Size adımı söylerim, sizde bana sizinkini sözlerseniz.” Adamın koşulu genç kızı sevindirdi. Adını sorduğuna göre onunla ilgileniyor olmalıydı.
“Hayat adil değildir.” Gözlerinde yaramaz bir çocuğun gözlerindeki parıltı dudaklarında ise ciddi bir ifade vardı.
“Ama siz hayat değilsiniz.” Candice onaylarmış gibi başını salladı ve adamın yüzünde olan değişim onu şaşırtmakla beraber mutlu etti.
“Bana adınızı söyleyin, size hayat olup olmadığımı anlatayım.” Adamın gözlerine güven dolu bakışlar attı ve adamın cevap vereceğini anladı.
“Adil bir takas sanırım. Adım Alex.” Kız gülümsedi. Alex… Kulağa hoş gelen bir isimdi bu. Hem de adamın görüntüsüne uyuyor gibiydi çünkü Candice ne zaman Alex adını duysa aklına siyah saçlı ve yeşil gibi bir renkte gözleri olan birini getirirdi aklına.
“Candice.” Kısaca yanıtladı kız. Adını söylediğinde adamın yüzüne sevimli bir gülümseme yerleşti ve Candice onun gözlerine bakmayı sürdürdü.
“Hayat değildin o zaman?” Adamın sorusu Candice’i güldürdü.
“Bazıları için hayatın anlamıyım…” sesindeki kendini beğenmişlik hem kendisini hem de Alex’i güldürdü.
“O zaman bana bir gönderme mi var burada?” Alex’in sözleri Candice’in atmayan kalbini bir kez daha durdu sanki. Kız düşünceli bir bakış attı adama ve kıkırdadı.
“Bunu zaman gösterecek.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Brenda Stormrage
Hufflepuff 5. Sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
 Hufflepuff 5. Sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
avatar

Kadın Rp Partneri : İan Joseph Somerhalder (L)
Kan durumu : Safkan..
Mesaj Sayısı : 510
Kayıt tarihi : 19/12/09
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Jace Angel Night   Ptsi Mayıs 31, 2010 3:53 pm

Sokakta dolaşan siyah giyimli vampirlerin arasından geçerken vampirler beyaz elbisesinden dolayı dönüp ona bakıyordu.~ En başta bir anlatım bozukluğu yapmışsın .

Omuzlarında her zamanki siyah pelerini vardı ama bu ne kızılımsı kahve saçlarını, ne beyaz boynunu nede sade elbisesini kapatıyordu~ anlam bütünlüğü oluşturmamış üzerinde ki cümleyle.


Candice iç çekti; belki eskisi gibi masum ve sakin bir kız değildi ama yine de piyano ve keman hala vazgeçemediği bir hobiydi onun için. Piyanoyu hiçbir zaman çalamamıştı ama... ~ Yapabildiğin şeyler insanlar için hobi niteliğini taşır yapamadıkları değil.


Emin değildi genç kız ama belki de yeniden çalmaya başlarsa…~ Biraz önce hiç piyan çalmadığından bahsetmiştin bu ne oluyor?


Piyanonun başından kalkmış olan adam bara doğru yürüyordu ve sandalyelerden birine oturmuştu yavaşça~ Burada da zaman uyuşmazlığı var.


gibi düzgün, aksanlı ve kibar…~ Ne aksanlı?


Alex adını duysa aklına siyah saçlı ve yeşil gibi bir renkte gözleri olan birini getirirdi aklına.~ altı çizili sözcük gereksiz .


Alex’in sözleri Candice’in atmayan kalbini bir kez daha durdu sanki.~ Atmayan kalp bir kez daha nasıl durabilir?


Konu bütünlüğünü bazı yerlerde bozulmuş.Anlatım sadeydi.Betimleme göremedim.Girdiğin barın yürüdüğün caddenin ya da vampirlerin betimlemesini yapman daha iyi olmasını sağlardı.Anlatım bozuklukların vardı.Gereksiz sözcük kullanımın da mevcut.Bir daha ki rp'ni bu hatalarını dikkate alarak yazarsan daha iyi sonuç elde edebilirsin .Kolay gelsin.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jace Angel Night
Slytherin 5. sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
Slytherin 5. sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
avatar

Erkek Rp Partneri : Freja
Kan durumu : Safkan.
Mesaj Sayısı : 416
Kayıt tarihi : 23/01/10
Yaş : 25
Lakap : JC.

MesajKonu: Geri: Jace Angel Night   Paz Haz. 06, 2010 8:03 pm





“Doctor, doctor, something wrong with me;

Again and again, still the same boy hurtin me;

I open up, let him in, it's a torturer...

The sickest part is that I think I'm liking it...”

Şarkıyı biliyordu Jace. Adını nasıl iyi biliyorsa bu şarkıyı da o kadar iyi biliyordu. Bunu severdi, söylemeyi, dinlemeyi ve çalmayı… Piyanonun başına geçerdi ve bu şarkıyı çalardı, tekrar tekrar, hiç yorulmadan ve sıkılmadan. Ve şimdi şarkıyı söyleyen o değildi. Şarkıyı söyleyen ses bir ipek gibi kaygandı ve değerliydi. Şarkıyı o kadar içten söylüyordu ki sanki bunları gerçekten yaşamıştı. Ya gerçekten ona bunu yapıyorsam, ona işkence ediyorsam ve sürekli onu incitiyorsam? Bilemiyordu Jace ama şarkının kendisi için söylendiğinden emindi. Çünkü bunu söyleyen kız Jace’in sevdiğine inandığı kızdı; Candice… Onu düşünmek bile Jace’i heyecanlandırıyordu. Güneşin kızın sarı saçlarında nasıl parladığını görmek, dolgun ve yumuşak dudaklarını kendininkilerin üzerinde hissetmek ve onun pürüzsüz tenine dokunmak cennette olmak gibiydi Jace için. Hiç olmayacak bir şeyi yaşamaktı bu, çünkü Jace yapığı onca şeyden sonra kendisi için cennette bir yer olup olmadığından şüpheliydi. İnsanları öldürdüm, kadınları kulandım… Bunları yapmıştı, evet ama mecburdu… Ya da o öyle sanıyordu. Mecburdum! Beyninde konuşan şüpheli sesleri kızgın bir düşünceyle susturdu. O bunları yapmaya mecburdu en azından o insanları öldürmeye, ama kadınları kullanmak kısmı zevk içindi. Ve büyük ihtimalle Candice bunu biliyordu.

Kız hala şarkıyı söylüyordu ve aldatmayla ilgili kısma geldiğinde sesi hüzünlüydü, gerçek bir hüzündü bu ve Jace bunu neredeyse ellerinde hissedebiliyordu. Candice Jace’in onu aldattığını biliyordu. Kendisini en kötüsüne hazırlayarak müzik odasına girdi ve Candice’i gördüğünde kapıda duraksadı. Penceredeki hafif yansımasına baktığınızda kızın neredeyse ağlamak üzere olduğunu görmek kolaydı.

“Candice…” diye mırıldandı Jace. Kız başını hızla kapıya doğru çevirdi ve yakışıklı adamı izlemeye başladı. Gözleri dikkatli ve mesafeliydi. Bu mesafenin ardındaysa ağlamaya ve Jace’e sarılmaya hazır küçük bir kızın bakışı vardı. Jace yavaş adımlarla kızın yanına gitti ve kızın yanına oturmak için bir hamle yaptı. Kız bunu anladığında hızla divandan kalktı ve ellerini beline sararak pencereye yaslandı.

“Seni görmek güzel.” dedi Candice hüzün dolu bir sesle. Konuşurken titreyen sesi onun her şeyi bildiğinin bir kanıtıydı sanki. Jace ayağa kalkıp ona sımsıkı sarılmak istiyordu ama onu sakinleştirmeden yapacağı bu hamle kızı sonsuza dek kendisinden uzaklaştırırdı, bundan emindi. Bu nedenle bakışlarını kızın mükemmel vücudunda dolaştırdı. Üzerinde kırık beyaz, kısa bir elbise vardı ve kızın koyu kahve saçları ve krem rengi teniyle uyum içindeydi. Mavimsi gözlerinin çevresi siyah bir kalemle boyanmıştı ve dudaklarına gül rengi bir ruj sürülmüştü. Saçları dalgalıydı ve omuzlarından aşağıya dökülürken söz dinlemez bir şelaleyi hatırlatıyordu.

“Benden nefret ediyor olmalısın?” Jace’in sesi soğukkanlıydı ama bu soğukkanlılığın içinde gizlediği bir duygu vardı ve bunun ne olduğundan kendisi bile tam olarak emin değildi. Kız sözleri duyduğunda hazla ona çevirmişti bakışlarını. Dudakları bir yalanı söylemek için açılmıştı ama sonra hiçbir şey söylememişti. Jace onun kendisinden nefret etmek istediğini ama bunu yapamadığını biliyordu. Ve bundan nefret ediyordu. Candice ondan nefret etmeliydi ve sonra Jace onun peşinden koşup onu yine kendine aşık etmeliydi. Ama bunu yapamayacağını biliyordu, Candice dürüsttü ve verdiği her sözü tutar, söylediği her cümlenin arkasında dururdu.

“Sadece bunu yaptığına inanamıyorum; beni sevdiğini sanıyordum!” sesi çok yüksek değildi ama içi sitem ve üzüntü doluydu. Gözlerinde ise Jace’e olan aşkını belli eden parıltılar ve hissettiği kırgınlığı anlatan gözyaşları vardı. Jace ne yapacağını bilemiyordu. Ona âşığım, onu seviyorum. Bunu nasıl düşündüğünü bilmiyordu, Jace kimseye âşık olamazdı, olabilir miydi yoksa? Ne düşünüyorum ben! Bunu yapamam, ona onu sevdiğimi söylersem kendini bana kaptırır ve sonunda canını yakarım. Bu konuda emindi işte, o kimseye bağlanamazdı, kimsenin olamazdı. Yalnızca bedenlere sahip olurdu ve o bedenlere çektirdiği acıyı ruhlarına zevk olarak işlerdi. Sonra o ruhların kalplerini sökerdi ve bunu öyle bir soğukkanlılıkla yapardı ki o kalplerin sahipleri ondan buzdan prens diye bahsederdi. Ruhları acı içinde olsa da bedenleri Jace’i istemekle o kadar meşgul olurdu ki bunun farkına bile varmazlardı. Ama Candice onlar gibi değil. Ona sahip değilim ve olamam. Bir kadın değil o, küçücük bir kız. Benim olmaya hazır değil, ona çektireceğim acıya hazır değil.

Sessizce kıza baktı Jace ve deniz mavisi gözlerinin kızın gözyaşlarıyla dolu gözlerindeki hüznü sindirmesine izin verdi.

“Anlaşılan hiç sevmemişsin beni. Bir kez bile!” Kızın sesi gittikçe yükselmişti. Hissettiği üzüntü kendini öfke olarak gösteriyordu artık. Elleri titriyordu ve bileğindeki bileklik elinden kaymaya hazır görünüyordu. Bu bilekliği ona Jace hediye etmişti. Gümüştü ve ucunda elmastan yapılmış mükemmel bir kalp vardı. Bunu ona verirken söylediği sözleri hatırlıyordu; Seni sevmeyi bırakacağım güne dek, bunu bileğinden asla çıkarma. Beni sevmeyi bıraktığında, bilekliği asla göremeyeceğin bir yere koy ve beni unut. Seni asla unutmayacağımı bilerek beni unut.’ Kız bunları duyduğunda bilekliği hızla takmıştı ve kendini Jace’in kaslı kollarının arasına bırakmıştı. O günler artık geçmişte kalmıştı.

“Bana doğruyu söyle, lütfen.” Candice sözlerinin cevabını biliyormuşçasına bilekliğini çıkarttığında Jace farkında olmadan elini açmıştı ve kız bilekliği ona attığında da bilekliği yakalayıp cebine koymuştu. Kızın gözündeki yaşlar yanağından akmaya başlamıştı bu sırada ve Jace o yaşları eliyle silmemek için kendini zor tutuyordu.

“Seni sevdim…” özellikle geçmiş zaman kullanmıştı, bu sayede Candice’in acı çekmeden kendisinden uzaklaşacağını umuyordu ama yanılmıştı. Kız Jace’e doğru birkaç adım attı.

“Beni sevmeyi yeniden dene, ne değişti ki?” sesi umut doluydu, umut, istek ve aşk… Jace kıza hiçbir şey değişmedi, hala seni seviyorum ama senin acı çekmene göz yumamam dememek için başka şeyler bulmaya çalıştı. Söyleyeceği şey her ne olursa olsun kıza bir kez acı verecekti, Jace bunu umuyordu.

“Sen bana istediklerimi veremezsin.” kız acımasız bir kahkaha attı. Jace kızın kastettiği şeyi anladığına emindi. Yüzünde anlayış dolu bir pırıltı ve arkasına gizlenmiş öfke vardı. Jace öne sürdüğü şeyin saçmalığının farkındaydı ama kızın tepkisini merak etmişti.

“Sorun bu mu yani? Tek istediğin bedenim mi? Senin olsun, sana her şeyimi vermeye hazırken ve sen bana bedenimi istediğini bir kez bile göstermezken, nasıl istediklerini yapabilirim? Bunu nasıl bir sorun olarak öne süresin?” sesinde inat ve büyük bir öfkenin izleri vardı. Yüzü kızarmıştı, sebebini düşünebiliyordu Jace, kız onu hayal ediyordu; Jace’in bedenini kendini bedeninin üzerinde düşünüyor ve dudaklarıyla ellerinin kendi vücudunda nasıl gezineceğini kuruyordu. Jace kıza bakan gözlerini kapattı. Söyleyecek mantıklı bir şeyin arayışına girmişti. Hiçbir şey bulamadı.

“Şu anda hayal ettiklerinin yarısı bile sana yapabileceklerimin tanımına uymaz.” Mükemmel(!), yaptığın en iyi şeyi yap, kızı baştan çıkar ve kendisini sana açsın. Beyninden geçen bu düşünce bir an için Jace’i duraklattı. Bunu Candice’e yapamazdı. “Tabii sen bunlar için fazla masumsun, masum ve genç…” söyledikleri kızın gözlerinde öfke, istek ve cesaret dolu bir ateşin yanmasına yardımcı olduğunda sözlerinin istediği etkinin tersini yaptığını fark etti. Bunun için kendine küfretti. Kızı istiyordu ama burada ve kız ona öfkeliyken değil. Kız bu kadar küçükken değil…

“Denemeden bilemezsin…” bunu söylerken Jace’e biraz daha yaklaşmıştı ve şimdi dudakları adamınkilere çok yakındı. Jace zevkle inledi, kızın ona bu kadar yakın olması birçok açıdan kendisi için iyiyken kız için kötüydü ama buna dayanamazdı. Yine de denedi, kıza direnmeyi denedi.

“Seni aldattım.” bu sözlerin kız üzerindeki etkisi hızlı ve parçalayıcıydı. Jace’in sesi ise sevgiden yoksun, soğuk ve uzak…

Jace ne olduğunu anlayamamıştı ama kızın dudakları kendi dudaklarının üzerindeydi şimdi. Jace uzaklaşmak istedi, çünkü kendini bir kere kaptırması kızın canının yanması demek olacaktı. Kızı kendinden uzaklaştırmak için kollarını kullanmaya yeltendi ve Candice onun ne yapmak istediğini anlamışçasına adamın kollarını yakaladı. Jace bakışlarını kızınkilere sabitledi ve onun gözlerindeki çaresizliği gördü. Buna dayanamayacaktı. Kızın ona öyle bakması kalbini acıtıyordu.

“Bunu yapmamalıyız. Kendimi durduramam…” Jace’in sesi ikna ediciydi ama kız bunu milyonlarca kez duymuştu ve artık adamın sözlerine kanmamayı biliyordu.

“Umurumda değil. Seni istiyorum, beni istiyorsun; bunu gözlerinde görüyorum.” kızın sesinde yüzündeki çaresizlik vardı, Jace bunun altında kızlı olan tutkuyu duyduğunda kızı kendine çekti. Kız büyüleyici bir gülümsemeyle baktı Jace’e. Kendini adamın kollarına bıraktı.

Jace kızı bir süre yavaşça öptü, çilek tadındaki dilinin ve yumuşak dudaklarının keyfini çıkardı. Ama kız onun kadar sabırlı değildi. Jace’in omzundaki eli sırtında ve ensesinde gezinmeye başladığında Jace ellerini kızın kollarına doladı ve onları kendi boynuna çıkardı. Kızın ellerini indirmeyeceğinden emin olduğunda kollarını kızın beline indirdi ve aralarındaki boşluğu kapatmak için Candice’i kendine yasladı. Kız keyifle kıkırdadı ve Jace bu sesin içinde kayboldu. Kız Jace’in dilinden sıkıldığını belli edercesine adamın dilini ısırdı ve Jace kanayan dilini hızla geri çekti. Bu kısa süreden yararlanan Candice ise kendi dilini Jace’in dudaklarında gezdirmeye başladı. Adamın zevkle titrediği ana dek bunu sürdürdü ve sonra onun boynunda olan ellerini adamın kalçalarının hemen üzerinde duran pantolonun kenarlarına indirdi. Jace dudaklarını kızdan ayırdı.

“Daha değil…” kızın kulağına fısıldadığı bu kelimelere kendisi bile inanmıyordu. Tam zamanıydı, şimdi kıza ihtiyacı vardı. İhtiyacı fazlaydı ve her saniye büyüyordu. Kendini tutmak için verdiği çaba ise gözle görülebiliyordu artık; Jace titriyordu ve açık sarı saçları şimdiden terden sırılsıklamdı. Kollarını kızın vücudundan çekti ve ışığı kapatmak için duvara doğru yürümeye başladı. Kapının yarı açık olduğunu gördüğünde durdu; birileri onları görmüş olabilirdi. Kafasını kapıdan çıkardı ve koridorda kimsenin olmadığını gördüğünde içeri girdi ve profesörün ona güvenerek verdiği anahtarla kapıyı kilitledi.

Profesör Ventur’un güvenini boşa çıkarmak istemezdi ama bu oda şu anda ona fazlasıyla gerekliydi. Anahtarın ona verilme sebebi müzik odasında uzun saatler boyunca piyano çalması ve bazen profesörlerden çok daha geç bir saatte odadan çıkmasıydı. Şu anda piyano çalmak onun için büyük bir avantaj sağlamıştı.

Candice divanda oturmuş Jace’i bekliyordu ve Jace ona yaklaşmak için kendini zor tutuyordu. Penceredeki yansıması gözüne takıldı bir an için. Saçları her zamankinden daha dağınıktı, gözleri daha koyu bir maviydi ve dudağı kızla olan öpüşmesinden dolayı kıpkırmızıydı. Vücudu her zamanki gibi mükemmeldi ve üzerinde siyah takım açık renk teni ile bir zıtlık oluşturuyor, Jace’i olduğundan daha mükemmel gösteriyordu. Pencereye yaklaştı ve perdeyi çektikten sonra kendisini zevkle izleyen kıza döndü. Bu çok uzun bir gece olacaktı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Brenda Stormrage
Hufflepuff 5. Sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
 Hufflepuff 5. Sınıf & Bina Başkanı & Takım Kaptanı
avatar

Kadın Rp Partneri : İan Joseph Somerhalder (L)
Kan durumu : Safkan..
Mesaj Sayısı : 510
Kayıt tarihi : 19/12/09
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Jace Angel Night   Paz Haz. 27, 2010 4:06 pm

Şarkıyı söyleyen ses bir ipek gibi kaygandı ve değerliydi. ~ Şarkıyı söyleyen ses ipek gibi kaygan ve değerliydi.

verdiği her sözü tutar, söylediği her cümlenin arkasında dururdu. ~ İkisi de aynı anlamda hemen hemen gerek yoktu birine.

Yine de denedi, kıza direnmeyi denedi. ~ Burada da virgülden önce ki kelimecikleri yazmasaydın iyi olurdu diyebilirim.

artık adamın sözlerine kanmamayı biliyordu ~ kanmamayı bilmek tuhaf olmuş.Bunun yerine "kanmaması gerektiğini biliyordu" olabilirdi.


Güzel bir rp'ydi doğrusu.Fakat isimleri daha az kullanmanı tavsiye ederim.Diğer rp analizin de dediklerime dikkat etmen daha iyi sonuçlara ulaştırmış seni.Sürekli Jace Jace sıkıcı olmaya başlar.Akışı bozan bir kaç kelime vardı.Bunun dışında çok iyidin.Uzunlukta iyidi.Devamını bekliyorum.Başarılar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Jace Angel Night   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Jace Angel Night
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Friday Night Smackdown [ 15 Ekim 2010 ]
» Night Of Champions Match Cards

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Holdric Legend :: Rp ye başlamadan önce :: Rpg Dershanesi :: Rpg Geliştime Derslikleri-
Buraya geçin: