Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry
 
AnasayfakapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Eyjafjallajökull

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Darren Becker
Büyücü
Büyücü
avatar

Kan durumu : Muggle Doğumlu
Mesaj Sayısı : 10
Kayıt tarihi : 04/06/10

MesajKonu: Eyjafjallajökull   Cuma Haz. 04, 2010 9:02 pm

"Dosyayı uzat, Jeffrey."

Onlarca kez göz attığı dosyayı tekrar eline aldı, her bir ayrıntısını teker teker gözden geçirdiği, defalarca kez çevirmekten kenarlarının yıpranmasına neden olduğu sayfalarda göz gezdirdi. İçindeki bilgilerin yarısından çoğunun bulunmasında bizzat rol oynamıştı. Mark Johnson, başarılı dedektif... Böyle bahsediyordu insanlar ondan.

Elinde tuttuğu dosya, bir yıldır içinde olduğu kovalamacanın ürünüydü. Aslında buna kovalamaca demek doğru olmazdı. Adam ondan kaçmıyordu ki. Sadece öldürüyordu umursamadan. Cinayetlerinin sayısı sonuncu kurbanla birlikte on dörde çıkmıştı. Sonrasında yakalanmıştı, kıl payıyla kaçmak üzereyken.

Kapı açıldı, floresan lambalarla aydınlatılan, duvarları beyaz mermerle kaplı odanın içindeki iki adamın bakışlarını çekerek. İçeri giren görevliler elleri bağlı adamı odanın ortasına yerleştirilmiş sandalyeye sertçe oturttuktan sonra dedektife baktılar.

"Gidebilirsiniz." dedi Mark kısaca.

Bir yıldır beklediği an gelmişti işte, beklediği adam karşısındaydı. Geniş omuzları, kaslı yapısı, yaşattığı vahşetten bihabermişçesine samimiyetle bakan koyu kahverengi gözleriyle oturtulduğu sandalyeden kendisini izliyordu. Dudakları kıvrılmıştı, gizli bir memnuniyet duyuyormuşçasına gözleri parlıyordu.

"Brian Jones. Sizinle tanışmak bir şeref."

"Benim için de öyle, dedektif." diye karşılık verdi tutuklu.

Elindeki dosyada yazanları aklına getirerek adamdan bir kez daha nefret ettikten sonra konuşmaya başladı.

"Burada bulunmanızın sebebini hepimiz biliyoruz. On dört adet kadını öldürdünüz. Bu, ahlaki ve toplumsal açıdan bir adamı idama mahkum edebilecek bir suç. Yasa gereği davanızda bulunması için bir avukat görevlendirilecek, ancak tüm bu prosedürlerden önce, sizinle küçük bir görüşme yapmamız gerekiyor."

Adamın dudaklarındaki gülümseme daha da yayılmıştı, eğleniyor gibi bir havası vardı. Bakışlarını yanındaki dedektife, Jeffrey'e çevirdiğinde, onun da bu durumu garipsediğini gördü. Bu adam diğer katiller gibi değildi. Seri katiller genellikle fakir ailelerin çocuklarını veya ergenliğe yeni giren genç kızları kurban olarak seçerlerdi. Brian Jones ise başlarda lise öğrencilerini kurban olarak seçerken, zamanla yirmilerinin ortalarındaki kadınları öldürmeyi tercih etmişti. Kendine seçtiği hedeflerin hepsi çekici kadınlardı, en azından soğuyup morarmadan önce. Neydi bütün bu kıyımın sebebi? Adam karaktersiz sosyopatın teki miydi? Herkesin dilinde dolanan o öldürme güdüsüne mi yenik düşmüştü? Peki ya neden kurbanları çocuklar veya yaşlılar değildi? Cinsel olarak yetersiz miydi? Sadece öldürdükleri kişilerin cesetlerinin yanında orgazma ulaşabilen katillerin sayısı hiç de az değildi. Tanrı aşkına, neydi bu adamın derdi?

Kapı iki kez güçsüzce çalındı ve aralandı. "Efendim, istediğiniz dosya hazır." Genç asistanı dosyayı uzattı, verir vermez de kapıyı kapatıp uzaklaştı. Katilin kimliği açığa çıktıktan sonra hakkındaki ulaşılabilen tüm bilgileri içeren dosyayı tutuyordu parmaklarının arasında. Kapağı açtı ve ilk sayfadakileri sesli şekilde okumaya başladı.

"Bryan Jones. 28 yaşında. Evli. İki çocuğu var. Adları Jim ve Janice. On ay öncesine kadar öğretmenmişsin. Söyler misin bana, senin çocuklara örnek olup onları iyiye yönlendirmen gerekmiyor muydu?"

"Belki de öyle olmam gerekiyordu." dedi adam gülümseyerek. "Öyleydim de, yani en azından belli bir zamana kadar."

Tavırları öylesine rahattı ki elleri bağlı olmasa onu gören biri dedektifin misafiri sanırdı. Belki de kendisini öyle görüyordu. Bir misafir. Kim bilebilirdi ki...

"Sonuç olarak, son bir yıldır hiç de iyi bir örnek olmadığın ortada." Başından beri elinde tuttuğu dosyayı açtı ve ilk kurbanın resmini adamın yüzüne tuttu. Neredeyse bir yıl geçmişti kızın bedeninin bulunmasının üzerinden. "Bu kızı tanıyor musun?"

"Evet" dedi tutuklu sakince. "Alice. Son sınıf öğrencisiydi. Kimya'da çok yetersizdi, sorsanız suyun oksijen ve hidrojenden oluştuğunu bile bilemezdi. Para kazanmak için akşamları genelevde çalışıyordu. Ona dışarıda birlikte olmayı teklif ettiğim zaman garipsedi. Ancak genelevin ona vereceği ücrettense paranın tamamının ona kalacağını söylediğimde kabul etti. Şehrin dışında kalan terkedilmiş bir evde beraber olduk. Sonunda, boynuna şırıngayı sapladığım zaman çıkardığı küçük iniltiyi hala hatırlıyorum. Morfinin etkisiyle kendinden geçtiğinde, ağzını ve burnunu bantladım. Sonra da dışarı çıkıp bir sigara içtim. Döndüğümde kalbi durmuştu."

Yüzündeki o masum, umursamaz ifade artık daha keyifliydi, sanki dün gece izlediği maçı anlatır gibi sakindi. Bu kadar açık ve net bir cevap beklemeyen Mark şaşırmıştı. Arkadaşına baktığında onun da ağzının açık olduğunun farkında olmadan önündeki katili izlediğini gördü. Seri katil olarak adlandırılan çoğu kişi öldürme eylemini günlük bir işmiş gibi anlatırdı, ancak sorgulamaya başlar başlamaz bu kadar açık konuşan birini görmemişti Mark hayatı boyunca. Adamın yüzündeki ifade gerçekten etkileyiciydi, konuşurken oraya yerleşen, karşısındakini etkisi altına alan bir gülümsemesi vardı. Yüzüne köşeli bir görünüm veren çıkık elmacık kemikleri gülümsediğinde daha da belirginleşiyor, dudağının kenarında oluşan kırışıklıklarla birleşip onu daha ağırbaşlı gösteriyordu. Ve bu adam karşısında oturmuş, liseli bir kızı nasıl öldürdüğünü gözünü kırpmadan anlatıyordu!

Bryan karşısındakilerin üstünde yarattığı etkiden memnun olmuş gibiydi, hevesle anlatmaya devam etti.

"Yüzündeki bantları çıkardıktan sonra iç çamaşırını giydirdim, onu sırtıma yükledim ve evin iki yüz metre ilerisindeki sulama kanalına taşıdım. Oraya bıraktıktan sonra, eve geri döndüm. Geride bir kanıt bırakmadığımdan emin oldum ve uzaklaştım."

Bir sonraki kurbanın hikayesini duymak isteyen Mark sayfayı çevirdi. Yine aynı yaşlardaki bir kızın resmi yüzüne doğrultulunca, katil yüzünü buruşturdu.

"Neredeyse aynı hikaye, pek bir farkı yok. Sandra genelevde çalışmıyordu, bana karşı da bir hayranlığı olduğunu duymuştum."

Bir farkı yok mu! 18 yaşındaki bir kızı öldürdün adi herif! İçindekileri tutmak için güç sarfederken Mark sayfayı çevirdi. Her sayfa başka bir kurbana aitti. Her kurbanda sandalyedeki katil cinayeti anlattı, bazılarını kısa kesti, bazılarını, özellikle de yaratıcı metodlar kullandığını düşündüklerini uzun uzun anlattı. Hala ilk cümleyi söylerken olduğu gibi sakindi. Kurbanlar artık liseli gençler değildi, bir kıza yaptığı teklif reddedilip öğrenciler arasında yayılınca okul yönetimi onu istifasını vermeye zorlamıştı. Öğrencilere ağızlarını kapalı tutmaları tembihlenmişti, zira idarecilerden hiçbiri okulda bir soruşturma açılmasını istemiyordu. Tüm olay ahlaksız bir tekliften ibaretti. Kimse cinayetlerle arada bir bağ olduğunu düşünememişti.

Katil ise yöntemini değiştirmişti, tek gecelik ilişkileri tercih ediyordu, dış görünüşünün avantajlarını kullanıyor, etkilediği kadınların evlerinde onlarla beraber oluyor ve sonrasında da onları öldürüyordu. Anlaşılamayan nokta ise şuydu. Neden? Neden bir insan durup dururken birini öldürürdü? Dahası neden bir taneyle yetinmezdi? Neden bu karakteri bozuk psikopatın içinde öldürme isteği vardı? Tüm bu sorular içinde birikti. Bir yıldır harcadığı çabanın sonucunun bir hiç olduğu düşüncesi öfkesini tetikledi. Bütün bu çalışmayı sürdürürken sonunda bu kıyımın nedenini öğrenip kabuslarından kurtulacağını ummuştu. Oysa karşısındaki adam kurbanlarından kasabın doğradığı etten bahsettiği gibi bahsediyordu!

Parmakları seğirerek son sayfadaki kadının resmini gösterdi, kendini tutmakta gerçekten zorlanıyordu. "Peki ya bu kadın?"

"Natalie" dedi katil resmin altında yazan isme bakmadan. "Rusya'dan gelmişti. Barda tanıştık, sonrasında beni kaldığı otel odasına götürdü. Şu ana kadarkiler arasında en çok umutlandığım oydu. Ama olmadı. Kollarımda uyurken söylediği son sözler 'Seni seviyorum' idi. Neden böyle dediği hakkında en ufak bir fikrim yok. Romantik bir son, değil mi? En azından onun için."

Bu kadarı gerçekten fazlaydı. Sorgu odasındaki sessizlik floresanların sesizle karışıp içeriye soğuk bir görünüm katarken, Jeffrey'nin ürpermesi bu bulanık sessizliği bozdu. Parmakları öfkeyle kasılan Mark derin bir nefes aldı, dosyaları masaya koydu ve Jeffrey'e döndü.

"Dışarı çık. Git, görüntü ve ses kayıtlarını kapat. Geri dönme."

Jeff çıkmaya dünden razıydı, bunun gibi bir sorguya tanık olmamıştı daha önce. Hızla kapıyı çarparak çıktı.

Sabrını yitirmiş olan Mark kendini güçlükle zaptetti. Başını kaldırdı ve beklemeye başladı. Odanın köşesindeki kameranın ışığı yandı, söndü, yandı, söndü ve bir daha yanmadı.

O zaman elindeki yüzüğün metali elmacık kemiğinin üstüne oturacak şekilde elinin tersini katilin suratına yapıştırdı. Adam oturduğu yerde sallandı, neredeyse sandalyesinden düşecekti, ancak dengesini korudu ve sessizliğini bozmadı.

"Bugüne kadar kaç kişiyi öldürdün?" diye sordu Mark.

Sessizlik devam etti, adamın yüzüne inen ikinci bir tokatın sesi odada yankılanana dek. İlk tokatla adamın yüzünde açılan yara genişlemiş, belirgin bir şekilde kanamaya başlamıştı. Tuhaf bir şekilde sessizliğini koruyan adam Mark'ın eli tekrar havaya kalktığında konuştu.

"Yirmi dokuz."

Ancak bu cevap tokatın gelmesini engelleyemedi. Katil sandalyesinden düştü bu sefer. Odanın zemininde yatarkan, böğrüne yediği tekmenin etkisiyle boğuk bir ses çıkardı. Bu ses Mark'ı o kadar tatmin etmişti ki iki kez daha vurdu yerde yatan herifin karnına. Sonra onu kaldırdı ve sandalyesine geri yerleştirdi. Katil öksürdü, öne doğru eğildi ve midesinde biriken kanı odanın zeminine kustu. Dudaklarından ve yanağından hala kan sızarken öksürükleri dindi.

"Yanlış soruyu soruyorsun dedektif. Bilmek istediğin şey kaç kişiyi veya nasıl öldürdüğüm değil. Bunu kayıt sürerken de sorabilirdin."

"Haklısın. Bilmek istediğim şey, neden. Neden bu kadar insanı öldürdün? Neredeyse bir yıldır peşindeyim aşağılık herif ve her gece yatmadan önce kendi kendime bunu neden yaptığını soruyorum. Her gece rüyamda nedenini bilmediğim öldürme güdün beni ele geçiriyor ve sana dönüşüyorum. Seni buna iten şeyi bilmeliyim. Kendimi ona karşı koruyabilmem için bunu bilmem şart. Neden yapıyorsun bunu adi herif? Neden!"

Katilin yüzündeki o gülümseme tekrar belirmişti, bu sefer daha keyifliydi, daha küstahtı. Kan içinde kalmış suratında oluşan bu gülümseme bile aylarca Mark'ın rüyalarını ziyaret edecekti kuşkusuz.

"Beni kesinlikle idam sehpasına göndereceksin, değil mi dedektif?"

"Bundan emin olabilirsin. Yapacağım son şey olsa bile, hak ettiğini bulmanı sağlayacağım."

"Bunu bilmek güzel. Sana anlatacağım dedektif. Tüm bunların nedenini."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Monica Schafer
Dungeon Master
Dungeon Master
avatar

Kadın Kan durumu : Safkan
Mesaj Sayısı : 1384
Kayıt tarihi : 19/12/09

MesajKonu: Geri: Eyjafjallajökull   C.tesi Haz. 05, 2010 11:04 am

Hayal gücü:17
Betimleme: 15
Anlatım ve imla: 8
Uzunluk:20
Renklendirme: 8
Akıcılık:15

83*

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Vanilla &Waffle

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://holdric-legend.my-rpg.com
 
Eyjafjallajökull
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Holdric Legend :: Rp dışı :: Karakter Onaylama-
Buraya geçin: