Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry
 
AnasayfakapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Aurora

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aurora de la Poer
Lütfen rütbe edinin.


Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 18/02/10

MesajKonu: Aurora   Perş. Şub. 18, 2010 4:22 pm




...


Issız, sessiz ve kuytu, terkedilmiş bir katedral... Gitmesi gereken yer olarak tayin edilmişti. Fakat daha öncesinde;



"Bana söylediği onlarca hoş sözün ve lezzetli kanının ardından ağzından dökülebilecek ve sinirlerimi oynatabilecek o müthiş sözcüğü sizlerle paylaşmak istiyorum. Ciddiyim bu kadının hiç utanması yok, bir yandan boynundaki diş izlerim sanki canını yakmış gibi zarif boynunu beni yaralamak için ovuşturur halde, bir yandan da siyah, fırfırlı gömleğinin düğmelerini halinden hoşnut küçük bir kız gibi ilikler halde... Onun yarattığı akıl almayan tehlikeli çelişkileri beni ne kadar yorarsa yorsun buna izin veriyorum, ve sadece onun vücut kıvrımlarını büyük bir zevkle inceler haldeyken gözüme soktuğu mektuba yan yan bakmakla yetiniyorum;

"...Isaiah, sonunda neşelenebilirsin *hafif bir dudak bükme ile birleşen alaycılık eşliğinde* Doğru düzgün bir görev buldum. Bu aralar yoğun değilsin öyle değil mi?"


Koyu bordo, kaliteli kadifeden yapılmış, eski moda da olsa oldukça şık, dizlerini örtecek kadar uzun bir paltonun içinde, uzun, yine kıyafetinin tonlarında boyanmış tırnaklarıyla yırtarak açtığı mektubu uzatmış, toparlanmam için sertçe bir baş işareti yapmıştı. Isaiah, yani benim gibi birisi için bu ufak emir ne kadar da çekilmez bir hal alıyordu, bir bilseniz. Fakat sadece itaat ettim, sertçe başımı çevirdim, ama içinde onun da sezip sadece göz yummakla yetindiği gizli bir kibir vardı ve bunun onu nasılda delirttiğini çok iyi biliyordum. Yıllar önce düşüncelerini bana kapatmış olmasına rağmen, evet, onu bir kitap gibi okuyabiliyordum. Bir klan lideri olabilirdi, ama en nihayetinde bir kadındı... Hem de gördüğüm en enteresan kadınlardan biri. Hem bu kadar kibar, hem de bu kadar çekilmez ve yırtıcı bir hal nasıl alabiliyordu, aklım almıyordu. Her neyse, evet, artık elimde halletmem gereken bir görev vardı ve bu işi ciddiye almamam gerektiğini hissediyordum. Eğer ciddiye alırsam başaramayacağımı çok iyi biliyorum çünkü, ve başaramazsam... İşte o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu bana göstermek için hali hazırda bekleyen bir sürü Isaiah olacaktı... Belki ben de onlardan biriydim, evet gittikçe saçmalıyorum. Artık katedrale girmeliyim ve düşüncelerimi alelade hedeflerle doldurmalıyım. Acımasız aleladeliklerle..."



Hafif aralık, renksiz ama gayet hoş dudaklarındaki anlamsız tebessümü silerek daldırdığı gözlerini, hayallerini kapısının eşiğine kadar sürüklediği katedralin, bir oymacılık şaheseri olan kapısına dikti. Sokağın hemen kenarında, bir zamanlar ilahiler okuayarak katedraldeki iğrenç papaza giden küçük, capcanlı kızların ve oğlanların dinlenme gereksinimlerini giderdikleri o banklardan birine oturmuş, hafifçe dizlerini ovuşturuyordu. İhtiyacı olmasada bir ruh gibi akıp giden tatlı rüzgarı içine çekerek doğru zamanı beklemeye başladı. Ah, işte enfes bir müzik sesi. Hammond organ mıydı bu? Hafifçe sırıttı. Kiliselerin sevdiği birkaç yönünden biriydi herhalde bu. Ne kadar da dramatik bir alandı oysaki, yani ölmek için yada bir ikna için. Hafifçe ince parmaklarıyla dizlerini ovuşturarak ayağa kalktı ve ayakkabısının kalın tabanıyla sokakta yankılanan sesleri dinledi, kasvetli bir müzik ve yere çarpan ritmik adımlar...
Katedralin kapısını güçlü bir güvenle aralayarak sarı saçlarla gizlenmiş sevimli yüzünü -son halindekinden epey bir değişmiş halde- içeriye uzattı. Yolunu kaybetmiş sevimli bir gencin Tanrıya sığınışı değildi belki ama yüzündeki anlamlı gülümseme ile birlikte Gül Pencerelerine doğru ilerledi. Ses gittikçe daha ruha işler bir hal alıyordu. Bu müzik, hem oldukça iyiydi, hem de gittikçe durumu daha dramatik, daha tiyatral bir hale bürüyordu. Bir an kendisini yakışıklı bir aktör gibi hissetmişti, hafifçe kilisedeki heykellere göz kırparak, kendi vücudundan pekte farkı olmayan o mermer tenlerin hissettiğini varsayarak önlerinde eğilip o hoş fizikli eski çağ hanımlarından birine dans teklifi sundu. Tiyatrosal yaklaşımıyla; "Demek kabul etmiyorsun ha?" Doğrulmadan bakışlarını cansız heykele dikti, "Yapma lütfen, aramızda o kadar da büyük bir fark yok. İçerleme, seni sevebilirim" Gerçekten istenmediğini düşünmeye başlamıştı ki heykelin masum yüzündeki gülümsemeye eş değer bir ifade takınarak gülümsedi, hoş ve tatlı bir tebessümdü bu, onu unutmuştu, arkasını döndü, tekrar tatlıca gülümsedi. Bir kindred ne kadar tatlı olabilirse tabi...
Bu mabedin daha önce keşfetmediği taraflarını hissetmeye başlamıştı. Ayak sesleri hiç bu kadar net bir sesle kulaklarında çınlamamıştı. Adımlarına kaydırdı istemsizce gözlerini. Cidden onların sesini duymak kendisinde tarifi güç duygular uyandırıyordu. Belki yüzlerce yıldır ayaklarını kullanıyordu ama böyle bir müzik esnasında onların hareketleri karşısında istemeden de olsa kafası karışmıştı. Sakince durarak saçlarını geriye savurdu. Güney Gül Pencerelerine yaklaşmıştı fakat yapması gereken bir şey olduğunu düşünüyordu. Bakışlarıyla, Azizlerin resmedildiği boyaların, taşları ve otları karıştırarak yapıldığı o eski zamandan kalma, yaşıtı tablolara bakarak "Tanrım, bana verdiğin ayaklar için sana şükrediyorum." Ardından cebinde uzun zamandır duran meteliği gayet eski püskü, örümcek ağlarından geçilmez bir hal alan, o zavallı insanları kiliseye yardım başlığı altında sömüren, ve cennet arsalarını zenginlere kiralayan şimdinin yardım kutusu adını verdikleri o tahta kutuya doğru fırlattı. Tam isabet! Her zamanki gibi keskin bir nişancıydı. Ardından kendisine bir kadının ince çizgilerini kazandıran eski moda eşi bulunmaz zarafetteki kıyafetini şöyle bir düzenleyerek müziğe uyum sağlamak için vals hazırlığı yapıp Gül Pencerelerine doğru eksenler çizerek ilerledi. Görevinin hoş kokusunu şimdi daha iyi almaya başlamıştı...

Kapıyı gıcırtısına aldırmadan araladı. Yüzünde hala oldukça sevimli ve cin bir ifade vardı. Eh, bir malkavian olmak o kadar da zor bir iş değildi herhalde. Cesaretin ve plansızlığın bu kadarı olabilirdi. İçeriye girip birkaç adım attı. Muhteşem bir mimari... Ve dolunayın o muhteşem ışığının, adını mimarisinden alan odaya vurmasıyla aydınlanan İsa ve Meryem ana. Onlara şöyle bir merhaba dedikten sonra Tanrıya yakınlığı amaçlayan gotik mimariyi büyük bir hayranlıkla inceledi. O bir çeyreklikle cennetten güzel bir yer satın aldığı yetmiyormuş gibi, şimdi bir de O'na iyice yaklaşmıştı. Bundan büyük mutluluk; müziğin coşkusuyla artan, o kendinden geçiren gizemli duygu seli, ve belki de nadide görev arkadaşları olabilirdi. Gösterişsiz bir selam vererek silindir şapkasını işaret ve baş parmağının arasında kaydırıp;
"İyi geceler" dedi ve gülümsedi. Saray soytarılarının arsızlığıyla.

Out: Dialog RP'sinin bana ait olan kısmıdır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Monica Schafer
Dungeon Master
Dungeon Master
avatar

Kadın Kan durumu : Safkan
Mesaj Sayısı : 1384
Kayıt tarihi : 19/12/09

MesajKonu: Geri: Aurora   Perş. Şub. 18, 2010 4:37 pm

Betimleme : 17/20
Akıcılık: 15/20
Yazım ve noktalama: 10/10
Renklendirme: 7/10
Hayal gücü: 16/20
Uzunluk: 17/20

seksen iki

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Vanilla &Waffle

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://holdric-legend.my-rpg.com
 
Aurora
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Holdric Legend :: Rp dışı :: Karakter Onaylama-
Buraya geçin: