Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry
 
AnasayfakapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Alice Dern

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: Alice Dern   Paz Şub. 21, 2010 9:16 pm

Biraz sonra holün sonundaki merdivenden küçük, sıska, iri gözlü ama gözlerindeki ışığı neredeyse kaybetmiş dokuz - on yaşlarında bir kız ayaklarını sürüyerek odaya girdi. Saçları kızılımsı kahveydi ve beline kadar iniyordu. Ama çelimsizdi. Cosmo'daki o hava Cleva'da kesinlikle eksik olan birşeydi. Küçük kız neden çağrıldığını anlamak istercesine annesine bakarken Cosmo'yu gördü. Kızın nasıl olduysa beyaz olan rengi iyice soldu. Cosmo içinde büyük bir ümitsizlikle annesine döndü ve:
''Hala hiçbir belirti yok mu'' diye sordu. Annesi başını iki yana salladı. Hafifçe pempeleşmişti. Cosmo'ya iyice asılmış bir suratla dönerek:
''Bak Kevin, bu konuyu artık konuşmuyoruz, üstüne geldikçe daha da kötüleşiyor'' dedi sesini hafiften alçaltarak. Cosmo hafiften bir 'hıh' sesi çıkardı. Muggle'lardan ve kanıbozuklardan nefret eden bir aileye ne büyük bir trajedi! Ellen bu defa Cleva'e hitap ederek:
''Yanıma gel Cleva'' dedi. Kız faltaşı açılmış gözleriyle ve bembeyaz kesilmiş yüzüyle yavaş adımlarla Ellen'a doğru ilerliyordu. Cosmo'dan hafif hafif tıslamalar yükseliyordu. Elinde olsa küçük kızı kalkıp tekrar dövecekti. Bunu çok yapıyordu ama şimdi zamanı olmadığını bildiği için sadece homurdanmakla yetindi.
Kız annesinin yanına nihayet ulaştı. Korkan ve yalvaran gözleriyle Ellen'ın gözlerine bakıyordu. Ellen istifini bozmadan kızına:
''Otur önüme Cleva, burada olman gerek'' dedi. Kızın gözlerindeki neden olduğu belli olmayan bir ışıkta kaybolmuştu. Bardolf kızdan hafiften uzaklaşmıştı. Cosmo biliyordu ki babasının kardeşi Bardolf'ta tıpkı kardeşi gibi koftilerden iğreniyordu. Babası hayatta olmadığı için aslında şanslı bile sayılırdı küçük Cleva...
Babası ciddi bir adam değildi ama oda safkan olmaktan o kadar çok gurur duyardı ki Cleva'ya ölmeden öncede epey bir çektirmişti. İkinci bir sessizlik girdi. Cosmo Cleva'dan gözlerini kaçırıyordu. Bu kıza bakmak kendi rezilliklerini hatırlayıyordu. Döşemeleri incelemeye başladı. Şekilli döşemeler sırayla uzanıyordu gözleri halıya değdi. Halı da evdeki diğer herşey gibi malvolmaya yüz tutmuştu. Ne büyük çöküş! Çok değil birkaç ay önce bu lanet ev umurlarında bile değildi. Ama şimdi sığınaklarıydı, herşeyiydi.İkinci uzun sessizliği amcası Bardolf bozdu. Boğazını hafiften temizleyerek:
''Aile bir arada olduğuna göre şu işi yapalım olsun bitsin'' dedi. Yan yanda Cosmo'ya bakıyordu. Hangi işti acaba. Amcasının fikriyse kulaklarını tıksasa çok daha iyiydi. Ne zaman planları onlara mutluluk vermişti ki? Cosmo sesine meraklı bir hava vermeye çalışarak
''Ne işi?'' diye sordu. Bardolf:
''Artık baban olmadığına göre Kevin, senin baban benim'' dedi. Cosmo hafif bir 'hıh' sesi çıkarmaktan geri duramadı. O, babası sayılırdı ha? Yok artık! Ellerinde olsa karşılıklı olarak birbirinin gözlerinden anlamıyorlarmıydı? Asıl amacı Ellen'dı Bardolf'un. Buna adı gibi emindi Cosmo. Bardolf kardeşinin karısını emanet palavralarıyla elde etmek istiyordu. Annesi gibi bir kadını etkilemekte ne Bardolf'a ne de yedi sülalesine düşerdi. Annesi elinde olsa kesinlikle babasıyla evlenmeyeceğini de biliyordu. Yine safkan ailelerin birleşmesiyle ilgili birşeydi bu.
''Kardeşimin emaneti olarak sizi korumak benim görevim... Biliyorsunuz O size hala fena halde hiddetli.'' dedi sesini hafiften alçaltarak.
''O yüzden sizi İngiltere'den çıkarmam gerek'' dedi. Ne? Şimdide İngiltere'den ayrılmak mıydı planı. Aptal adam! Gitseydi ya hayatlarından. Ama nerde? Ellen'ın dibinden ayrılmıyordu. Kesin yine bir para işi vardı ve Ellen'dan uzaklaşmamak adına böyle şeylere başvuruyordu. Korumakmış 'hıh'
''Ben hiçbir yere gitmiyorum'' dediğini duydu Cosmo. Kelimeler ağzından istemsiz çıkyordu. Her sinirlendiğinde böyle oluyordu. Aslında işe yarıyordu bazen. Düşündükçe ne söyleyecekse herşeyi söylemekten vazgeçiyordu. Ellen'ın gözlerini kendi gözleriyle birleştirmeye çalıştığını fark etti Cosmo. Ve istediğini yaptı. O yeşil gözlerine balıyordu şimdi. Gözlerde hafaf şaşkınlık ve kzıgınlık okunuyordu. Ellen konuşmaya başladı.
''Saçmalama Kevin, burada kalabileceğini gerçekten zannediyor musun?'' dedi sinirle.
''Zannetmiyorum, kalacağım'' diye yanıtladı Cosmo Ellen'i. İnatla bakan gözlere aynı asi inatla bakıyordu. Gözlerinin etrafında olan çizgilerde olmsa kendisinden birkaç yaş büyük gözüküyordu Ellen. Onu üzmek istemezdi ama istemediği birşeyi yaptıracaksa üzecekti bu genç görünümlü kadını.
''Hayır değil, hayır hiçte değil...'' dedi. ''İngiltere'den gitmeliyiz. Nereye olursa olsun, nasıl olursa olsun gitme-li-yiz.'' Son hecesini vurgulamıştı. Bu sözlerle gözlerini ayırmıştı Ellen'den. Amcasına çevirmişti ama onunla asla göz göze gelmek istemezdi. Cosmo'nun yakışıklı yüzü asıldı:
''Gitmiyorum işte! Hogwarts artık benim yuvam, bende O'na katılmak istiyorum zaten, babamın yaptığı hataları ben yapmayacağım, babamın hatalarının cezasını ben çekmeyeceğim'' dedi. Cosmo artık ayaktaydı. Hızlı hızlı soluyordu. Doğruydu! Gene istemeden konuşmuş olmasına rağmen kalbinin derinliklerinde saklı olan herşeyi duyuyorlardı. Hep böyle olurdu. Ellen'da yavaşça ayağa kalktı ve elini Cosmo'nun omzuna koydu. Sonra elini omzundan çekti ve dudağını hafifçe kıvırdı.
''Zannediyor musun? Gerçekten zannediyor musun? Çok küçüksün, çok gençsin ve ve...''
Ellen sustu. Gene gözlerini gözlerine dikmişti. O yeşil gözlere bakmak istemiyordu. Biraz önce amcasına aynı tonda bakan gözler şimdi Cosmo'ya bakıyordu. Yine gayretle inatla hafifçe ''Neden olmasın'' diye fısıldadı. Yine bir sessizlik oldu. Cosmo gözlerini annesinden ayırmıştı ve kolduğa tekrar çökme isteğine karşı gelmiş, ayakta annesinin gözleri hariç yüzünün bütün hatlarına bakıyordu. Üçüncü sessizliği bozan Bardolf'tu.
''Ya Ellen? Annen, Kevin annen... Ya Cleva? Sen orda Dumbledore'un korumasındayken Kevin, ya ben?'' dedi. Cosmo'yu esir almıştı bile siniri. Bu yüzden kendisine engel olması neredeyse imkansızdı.
''Sen hiç umrumda bile değilsin, nasıl umrumda olmanı bekliyorsun? Babam sesin yüzünden öldü. Senin'' dedi. Doğruydu! Eğer o olmasaydı belki de şimdi gözlerini kaçırmaya çalışığı insan annesi yada amcası değil babası olurdu. Ama asla kabul etmiyordu Bardolf kendi yüzünden öldüğünü. Annesi de bu konuda Cosmo'yla aynı fikirde olduğu söylenemezdi. Cosmo devam etti:
''Aynı şekilde küçük koftide öyle, hiç umrumda değil'' dedi ve gözlerini yerde kıvrılmış oturan Cleva'e çevirdi. Bu küçük kofti bir ürkmüş kedi yavrusuna benziyordu. Yerde oturmuş ve gözlerini Cosmo'dan kaçırırken Cosmo bir tane tekme atmamak için kendisini zor tuttu. Ellen uyarırcasına:
''Ona öyle deme, içinde sihir var, var biliyorum işte'' dedi inanmazlıkla başını sallayan Bardolf'a dönerek. Bardolf lafı uzatmadı hatta Ellen'ı hiç duymamış gibi yaparak:
''Ya Ellen Kevin, ya annen?'' dedi. Cosmo biraz sakinleşmişti. Havadan sudan konuşuyormuşçasına:
''Evet, o biraz umrumda'' diye homurdandı. Ellen'ı severdi. Ona birşey olsun asla istemezdi. Sonra aklına parlak bir fikir gelmişçesine hızlı hızlı konuşmaya başladı.
''O gider, Koftide onunla gider...'' Biraz düşündükten sonra tekrar konuşmaya devam etti. ''Mısır'a... Sende onlarla git, sevgili karın zaten babamla birlikte gitti. Kuzen Niçri'yide al git. Mısır'a'' dedi. Şimdi amcasına bakıyordu ama gözlerine değil o yaralar içindeki yaşlı yüzüne. Bardolf iyice asılmış ve morarmış bir suratla:
''Bacak kadar çocuktan emir alacak değilim'' diye haykırdı. Cosmo'da sinirli bir sesle:
''Bacak kadarmış 'hıh'' diye karşılık verdi. Boyu bu kadar kısa olan birinden duyulabilecek en saçma sözdü bu heralde! Ellen herkezi susturmaya yetecek kadar sert ve yüksek sesle:
''Kes sesini Kevin. Ve sende Bardolf!'' dedi. Sinirli gözleri Cosmo'yu tekrar bulmuştu sonra gözlerin biraz yumuşadığını gördü ve gerçektende daha yumuşak bir sesle Cosmo'ya hitaben:
''Sen olmadan asla Kevin, biliyorsun ve sende geliyorsun'' dedi bu bir rica değil emirdi. Ve Ellen'da sakin kalmaya çalışsada gerçekten hiddetlenmişti.
''Gelmiyorum El, neden anlamıyorsun? Ben mutluyum... Hogwarts'ta'' diye bitirdi cümlesini Cosmo. Hogwarts birkaç yıldır ona yuvaydı.
''Hıh'' dedi Ellen ''Mutluymuş, daha geçen ay okuldan atılan ve yalvar yakar dönen sen değil miydin ha? Gelmiş mutluluktan söz ediyor. Sen bu kafayla haftaya Mısır'da bizi aramaya başlarsın'' dedi. Yine sinirle bakıyordu ve yine acımasızca bakıyordu. Yine bir sessizlik oldu. Bu defa bozan Cosmo'ydu:
''Artık Hogwartsta nasıl kalabileceğimi keşfettim El, aynı hatayı ikinci kere yapmam. Babam mıyım ben? Sen her ne kadar öyle sansan da...'' dedi yumuşak bir sesle. Ellen:
''Gelmiyorsun öyle mi?'' dedi yavaşça. ''Gelmiyorum'' dedi Cosmo aynı yavaşlıkta. Bir sessizlik daha oldu. Bu sessizliği bozan Bardolf'tu:
''Tabi ya niye gelsin ki? Orda Hogwartsta gününü gün ederken? Bennet miydi? Hani son aşkım dediğin?'' dedi alay edercesine. Cosmo hafiften tıslayarak o yaşlı, çirkin ve mor surata döndü.
''Onu bu işe karıştırma Bardolf, o olmasada zaten hiçbir yere gitmezdim'' dedi.
''Defol o zaman!'' diye bağırdı Bardolf. ''Git, Defol, Hogwarts denen sümüklüler yerine GİT!''
Cosmo artık iyice çileden çıkmış bir şekilde:
''A, gideceğim zaten, hemde ŞİMDİ'' dedi. Ellen:
''Hayır! Kes sesini Kevin, sana hayır dedim'' dedi yüksek ve otoriter sesiyle. Şimdi odada çıt çıkmıyordu. Bir süre sonra bu son sessizliği bozan kedi yavruları oldu. İki tane küçük kedi odanın kapısından içeri girmişti. Atabildikleri kadar hızlı adımlarla onlara geliyor ve heyecanlı heyecanlı 'miyavlıyorlardı.' O ana kadar hareketsiz kalan Cleva kedi yavrularını görünce yerinde zıpladı. Cosmo'nun daha önce hiç görmediği şekilde heyecanlı ve mutluydu. İçeriye ilk girdiğinde gözlerinde olan ışıltının nedeni belli olmuştu. Bardolf az önceki öfkesiyle asasını çıkardı ve kedi yavrularına doğrulttu. Ve ard arda iki defa ''Avada Kedavra!'' dedi. Önce biri ardından ötekisi aniden kaskatı yere düştüler. Cosmo ''hıh'' diye tısladı. Ellen şaşkın şaşkın bakıyordu. Claire'nin yüzüne gelen renk geldiği kadar hızla kaybolmuştu. Kaskatı bir nefretle amcasına bakıyordu. Birden müthiş bir çığlık attı ve odada sönük sönük yanan lambada karanlığa gömüldü...



Ne kadar geçti bilmiyordu. Bildiği bir şey varsa Cleva'in kofti olmadığıydı. Ama ortalık sabah olupta Cosmo gözlerini açtığında Ellen'in endişeli endişeli ona baktığını gördü. Kucağında Cleva kaskatı duruyordu. Hafifçe doğruldu ve dün kedi yavrularının öldüğü yere baktı. İki kedi yavrusunun iki metre ötesinde Bardolf cansız ve kaskatı bir şekilde yerde yatıyordu...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Monica Schafer
Dungeon Master
Dungeon Master
avatar

Kadın Kan durumu : Safkan
Mesaj Sayısı : 1384
Kayıt tarihi : 19/12/09

MesajKonu: Geri: Alice Dern   Paz Şub. 21, 2010 9:33 pm

Betimleme: 13/20
Akıcılık: 15/20
Uzunluk: 20/20
Yazım ve Noktalama: 7/10
Anlatım bozukluğu: 6/10
Hayal gücü: 17/20

Yetmiş sekiz.

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Vanilla &Waffle

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://holdric-legend.my-rpg.com
 
Alice Dern
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» gakuen alice fan club

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Holdric Legend :: Rp dışı :: Karakter Onaylama-
Buraya geçin: