Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry
 
AnasayfakapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Olivia

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Olivia Edwinâ Vasilissâ
Baş Seherbaz & Işık Yeminlisi
Baş Seherbaz & Işık Yeminlisi
avatar

Kadın Rp Partneri : Kim baş seerbazın partneri olmak ister :P
Kan durumu : Safkan.
Mesaj Sayısı : 67
Kayıt tarihi : 26/02/10
Lakap : Oliv.

MesajKonu: Olivia   Cuma Şub. 26, 2010 3:49 pm

Gecenin derin karanlığında ilerlerken, parmak uçlarımı hissetmekte zorlanıyordum. Aklımda yılan gibi kıvrılıp duran sorular, kafamı karıştırmaya birebirdi. Ben kimdim? Ölürsem kaybedebileceğim bir şey olur muydu? Küçük sis bulutları, görüş alanımı kapatıyordu. Mavi bir duman... Karşımda uçsuz bucaksız dünya vardı. Ayaklarımın altına serilen, bitmek bilmeyen ve canımı acıtan o sessiz dünya... Ellerim titriyordu. Önümde bir köprü vardı. O kadar büyüktü ki, uçlarını göremiyordum. Sadece bir köprü. Altında, küçük ağaç kütükleri gibi sandalların üzerinde duran çelimsiz, amaçsız ve umutsuz insanlar... Ağaçlar çevremi sonsuz bir duvar gibi sarıyorlardı. Oysa ben gitmek istiyordum. Gitmek ve kurtulmak. Ayaklarımın altında ezilen taşların sesi duyuluyordu. İlerliyordum, sandala doğru. Kurtuluşum o sandalmış gibi, ayaklarımı yürümeye zorluyordum. Korkmak bana yakışmazdı, ben korkak değildim. Ben sadece Olivia'ydım. Ve kendimi seviyordum. Şimdi bile seviyorum kendimi, olanlara rağmen...

Sandal, kıyıya doğru ilerlemeye başladı. Sudaki yansıması bana başka bir günü hatırlatıyordu. Mutlu olduğum bir günü, gerçekten mutlu olduğum bir günü. Geçmişe dönüyor gibiydim sandala binerken. Sandaldakiler, beni özlemiş gibiydiler. O kadar çok değişmiştim ki... Ben Olivia değildim, bambaşka biriydim ve geri dönüyordum. Çocukluğumu geçirdiğim mis kokulu çimenlere, topraklara, başımı gömüp ağladığım profesörlerin olduğu Hogwarts'a... Ve Hogsmeade'e... Özlemiştim, hep özlüyordum. Gözümde tütüyordu. Muggleları sevsem de, alışamıyordum. Ben hep bir büyücüydüm, öyle de kalacağım. Değişiklik hevesi, koyu bir sohbet gibi sarmamalı beni... Yüzümü sandaldaki adama çevirdim. Bu tanıdık yüz, hoş ve hafif çimen kokusu... Onu özlemiştim. Beyazlamış sakalları yüzünü çepeçevre sarıyordu. Saçları, kırlaşmış ve yer yer dökülmüştü. Ama gözler... Gözler hiçbir zaman değişmezler... Masmavi, okyanus mavisi derin gözler... O muhteşem bakışlar beni güvende hissettirmeye yetiyordu. Oysa ben büyümüştüm, çok acı çeksem de, büyümüş ve değişmiştim ben. Hayatın anlamının sadece damarlarımda akan o siyah kan olmadığını anlamıştım. Ne kadar kör olduğumu anlamıştım; ama çok acı çekmiştim. Yanımda olan ise sadece dostum Julia olmuştu...


O kadar yıldan sonra babam değişmişti. Ama benim babam hep benim babamdı ve kalbi hep aynı kalacaktı. Sandal gittikçe denizin ortalarına sürüklenirken, bu küçük tahta yığınının içindeki ikinci kişiye baktım. Gözler, benim gözlerim. Yemyeşil, badem şeklinde küçük gözler... Onları sarmalayan siyah, çok uzun saçları... Onu da özlemiştim. Ailemdi onlar. Ailemin değerini yeni yeni anlayan bir çocuk gibiydim. Ablamın yüzündeki kırışıklıklar önceden yoktu. O kızgın anlam, aşağılayıcı bakış yoktu. Hatamın cezasını çekmiştim, çekiyorum ve çekeceğim; fakat korkmak yakışmıyor bana, ağlamak değil gülmek yakışıyor, vurmak değil, sarılmak ve mutlu etmek yakışıyor. Bunu yeni anlıyordum...

" Siz... Ben... Çok üzgünüm, ne diyeceğimi bilemiyorum."

Kelimeler ağzımdan istemsizce çıktı. Korkuyla... Mutsuzlukla; fakat incitici değildi, bunu aşmayı başarmıştım. Mavi ve yeşil gözler, benim gözlerimle buluştu. Döndüler sonra, endişeyle birbirlerine baktılar. Ağız birliği yapmışcasına, konuşmadılar benimle. Oysa ben onlar için kaçmıştım, onlar için vazgeçmiştim ölüm yiyen olmaktan, onlar için bu çürük tahtadan yapılmış ekşi kokulu sandalın, beni yoğun kıvamlı durgun suda ilerletmesine izin vermiştim. Ben Lord'dan vazgeçmiştim. Hatamı kabul edip geri dönmek istemiştim. Bu kadar zor mu olacaktı? Özlemiştim ben onları, onlardaki aile şefkatini ve birliği özlemiştim. Beni geri mi çevireceklerdi yoksa ömrüm boyunca küs mü kalacaklardı benimle? O sırada garip sesler duydum ve yüzümü korkuyla denize çevirdim. Bir şey göremedim. Ve sonra tekrar duydum ve sesi tanıdım. Tüylerim ürpermişti. Ses, sandala 5-6 metre uzaklıkta olan karadan geliyordu ve gördüğüm manzara beni şok etmişti, jet hızıyla oturduğum yerden kalktım ve acı bir çığlık attım.

" Annem, annem o! Orada! Ne duruyorsunuz? Durdurun şu lanet sandalı! "

Oysa ilerlemeye devam ediyorduk. Babam kötü durumdaydı. Ablam da. Annem çok daha kötü durumdaydı. Durdurmuyorlardı. Annem karada can çekişiyordu ve onlar sandalı durdurmuyorlardı! Haykırmak, denize atlamak ve anneme ulaşmak istedim. Zaten bunu yapmak üzereydim. Üzerimdeki ceketi hızla ve korkuyla çıkardım. Annem! Ya bu sandal duracaktı ya da ben atlayacaktım. Ablam ilk defa konuştu. Gayet sakindi sesi:


" Atla tabi ya. Atlayacakmışsın gibi. Ödleğin tekisin sen. Anneme n'olmuş, umrunda ya sanki. "

" Tabi ki umrumda. Umrunda olmayan sensin. Burada soğukkanlı bir şekilde duruyorsun! Öyle put gibi oturmak yerine, şu sandalı durdurmama yardım et ki annemi kurtarabilelim! "

Adamakıllı sinirlenmiştim. Hem öylece durup, hem de nasıl bana laf söylüyordu? Ardıma bile bakmadan suya attım kendimi. Buz gibi dondurucu su, vücudumun her organına eziyet çektiriyordu. Kulaç atmaya ve yüzmeye çalışırken, denizin içine daha da fazla çekiliyor gibiydim. Sesler, giderek artıyordu. Buz gibi suyla temas etmekten donan kulaklarım, isyan içinde çınlıyordu. Karaya çok yaklaştığımda, yüzemez olmuştum. Meğer karadan ne kadar çok uzaktaymışız; fakat sonunda ulaştım oraya ve yerde inleyen annemin yanına koştum. Kadıncağız harap olmuştu. Onu bu hale getiren şeyin ne olduğunu merak ettim ve kulağına yatıştırıcı sözler mırıldandım:

" Geçecek anne. Ben geldim bak, Julia yanında. Sakın korkma, geldim, kurtaracağım seni. "

Annemin birden ürperdiğini hissettim. Benim sesimi duyunca olmuştu bu. Kuruyan dudakları, bir şey söylemek için açılmış, sesler çıkarmaya çalışıyordu. Konuşmaması için dua ediyordum, yoksa her şey daha kötü olabilirdi. O ise, sadece bir kelime söyledi. Sonraki konuşma, rüyalarımdan kopan bir parça gibi belli belirsizdi, düşünme yeteneğimi kaybetmiştim sanki.

"Olivia."

"Evet anne benim, yanındayım bak. "

" Git buradan, git kızım, sen iyisin, kurtar kendini. "

Annem şimdi son nefesini tüketiyor gibiydi. Ama ağzından kolayca dökülüyordu kelimeler. O konuştukça merakım da artıyordu. Ama konuşamıyordum, ağzımı açamıyordum. Annemin o yeşil gözlerinin kapanmasından, o altın sarısı saçlarının solmasından korkuyordum. Bembeyaz teninin soğumasından ve onun ölmesinden korkuyordum. Ne yazıkki, oldu. Annem, ellerimin arasında, son cümleyi söylediğinde inleyerek ağlamaya başladım:

" Baban seni bulmasın. "

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Monica Schafer
Dungeon Master
Dungeon Master
avatar

Kadın Kan durumu : Safkan
Mesaj Sayısı : 1384
Kayıt tarihi : 19/12/09

MesajKonu: Geri: Olivia   Cuma Şub. 26, 2010 5:54 pm

Betimleme: 18/20
Yazım ve noktalama: 10/10
Anlatım bozukluğu: 9/10
Hayal gücü: 18/20
Uzunluk: 16/20
Akıcılık: 18/20

89*

_________________

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Vanilla &Waffle

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://holdric-legend.my-rpg.com
 
Olivia
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Holdric Legend :: Rp dışı :: Karakter Onaylama-
Buraya geçin: