Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry
 
AnasayfakapıTakvimKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Castiel J. Ribes

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Castiel J. Ribes
Lütfen rütbe edinin.


Kan durumu : Safkan
Mesaj Sayısı : 8
Kayıt tarihi : 11/04/10

MesajKonu: Castiel J. Ribes   Paz Nis. 11, 2010 8:22 am


Havayı
kaplayan zifiri karanlığın altında ışıklarca aydınlatılan bir şehrin ışıkları
arasında hızla hareket eden siluetlerin gölgeleri görünüyordu. Karanlık
gökyüzünde dolunay merhamet ışığını aşağıdaki şehre vuruyordu. Gecenin zifiri
karanlığında bazılarına yol gösterici oluyordu. Güzel görünümü şehre yayılsa da
bugün bambaşka bir şekilde tarihe geçecekti. Karanlık bir sokakta toplanan
gruptan gelen homurdanmalar etraftaki sessizliği bozuyordu. Puslu hava bu
bölgede özenle yayılmış gibiydi. Herkesin yüzünde öfke belirtileri ve yüz
hatlarındaki öfke kırışıkları belli oluyordu. Persophene’nin yaptığı kurnazlık
bir hayli onları kızdırmıştı. Bu karanlık gecede toplanmalarının nedeni de
buydu. Persophene’nin yaptığı kurnazlık.. Mühürlenmiş Julius’un mührünü açıp
tam bir savaşın ortasında zaman 50 yıl geriye gitmişti. Gelecekten gelen bu
siyah siluetler eski zamanlarına dönmek istiyordu. Homurtular ve fısıltılar
gecenin esintinin arasına karışıp gidiyordu. Sokaktaki insanların sabırsızlık
seviyeleri artıyor gibiydi. Ama sokağın başında beliren bir gölge ve arkasından
gelen ayak sesi bütün dikkatlerin oraya verilmesine sebep olmuştu. Yavaş bir
şekilde yaklaşan gölgeye bakıyorlardı. Birinin sesi o sessizlikte bir yankı
gibi yayılmıştı.Ama kimse orayla ilgilenmedi. Şu anda tek dikkat ettikleri
yankılan ayak sesi ve sokağın bitimde yaklaşan gölgedeydi. Gölge tamamen
kaybolduğunda sokağın başında beliren siyah siluetin mavi gözleri bir anlık
cılız yapay ışığın yansıması ile tüyler ürpertici bir görüntü oluşmuştu. Uzun boylu
ve normal vücut yapısının üstünde bol bir tişörtün üstünde siyah bir cübbe
vardı. Altında ise düşük belli bir kot vardı. Bacaklarına kadar cübbenin
uzantısı hafif esintide havalanıyordu. Yüzü ise cübbenin kukuletası içindeydi.
Elleri iki yanda sarkan bir şekilde sokağın ortasındaki kalabalığa
yaklaşıyordu. Ayak sesleri sessiz sokakta yankılanıyor ve sessizliği bir hançer
gibi deşiyordu. Etrafa yayılan karışık duyguların hakimiyeti altında duran
puslu bulut daha fazla da genişlemiş gibiydi. Gelenin kim olduğu ise burada
merak konusu olmuştu. Siyah siluet yapay ışıklarla aydınlatılmış,grubun tam
ortasında durduğu alana geldiğinde beyaz tenine çarpan ışıklar onu tam
anlamıyla aydınlanmıştı. Mavi gözler ve hafif çukur bir surat görünmüştü.
Beklenen kişi onların karşısında durdu. Gecenin serinliği ve sessizliği etrafa
kasveti yaymaya başlarken siyah cübbenin kukuletasını yavaşça çıkardı. Şimdi
yüzü tam anlamıyla görünüyordu. Kahverengi ve siyah renkleri karışımı bir saç
rengi ve mavi gözlerin tüm ayrıntıları ortaya çıkmıştı. İşte bu sırada yine
fısıldanmalar başlamıştı. Kalabalığın arasından uzun boylu sarı saçları
omuzlarına dökülen üstünde gri bir cübbe bulunan ve kalıcı yara izleri olan
Romano o kalın ve gür sesi ile sokaktaki sessizliği bir kılıç gibi yarmıştı.



‘Fëanor.. Buraya bizi sen mi çağırdın?’
‘Öncelikle seni sapa sağlam gördüğüme sevindim
Romano.. O savaşta öldüğünü sanmıştım. Ama hala yaşıyorsun. Soruna gelirsek
buraya son gelen kişi ben olduğuma göre sizi elbette ben çağırdım.’
Genç çocuğun sesi hızlı ve soğukkanlı bir şekilde çıkmıştı. Öyle ki herkes bu
durumdan hoşlanmamış gibi görünüyordu. Kendilerini buraya çağıran bir genç
olması onların pek hoşuna gitmemişti. Hepsinin suratında şaşkınlık ve kin dolu
olmuştu. Genç adama hepsi aynı bakış açısından bakıyordu. Etraftaki
fısıltıların kesilmesini sağlayan gür olan başka bir sesti.
‘O bir gençse ne olmuş? Bizim yapamadığımız o
yapmış durumda.Bizi buraya topladığı için ona bir teşekkür bile borçluyuz.’
Herkes konuşana bakıyordu. Uzun boylu,kısa saç kesimli,kusursuz yüzünde
yeşil gözleri arasında kendisine bakanlara bakıyordu. Söylenenler kalabalığı
kararsızlığa sokarken O adam gencin yanına yavaş ve seri adımlarla gitti.
Karanlık gökyüzündeki dolunay merhamet ışığını yapay ışıklara destek olurcasına
üstlerinde duruyor ve parlıyordu. Esinti ise üstüne rüzgarı giymişti. Sert ve
soğuk rüzgar kalabalığa eserken saçları havalandırıyor ve üstlerdeki giysilerin
içinden geçerken onları da kabartıyordu. Kalabalığın içindeki hava farklılaşmıştı.
Bazılarında şaşkınlık,kararsızlık varken,bazılarında hala somurtkan ve kin dolu
bir ifade vardı. Ama hepsi karşılarındaki konuşan bedenlere bakıyordu. Gence ve
biraz önce onun yanına giden uzun boylu adamı izliyorlardı. Öyle ki herkes bu
konuşmadan ilgileniyor gibiydi. Fısıldama ya da en küçük bir ses yoktu. Bütün
dikkatler ve gözler karşılarındaki iki bedendeydi.
‘Benim adım Rudolf evlat. Telekinezi yeteneğine
sahibim. Ve senin yanında daima yer alacağım. Ama burada konuşmak istediğiniz
şey nedir?’
‘Seni tanıdığım için sevindim Rudolf. İşte
gelme sebebimin ne olduğunu soran biri. Başından beri bana bunu sorsaydınız
bütün bu homurdanmalarınız sebebi ortadan kalkacaktı.’ Yavaş ama hızlı
bir şekilde kalabalığın içinde yürümeye başladı. Sesi ise yüksek bir şekilde
çıkıyordu. Sokakta yankılanan bir ses tonu ile konuşuyordu. ‘Şu anda soluduğumuz havanın hangi yıla ait olduğunu
hepimiz biliyoruz. Bu zaman dilimine de nasıl ve ne bir şekilde düştüğümüzü
biliyoruz. Persophene’nin kurnazlığı yüzünden buradayız.’ Birden
kalabalığın ortasında durdu. Ve önündeki herkesin gözünün içine baktı. Mavi
gözleri bütün gözlerin içinden geçti. Sonra konuşmasına devam etti. ‘ Buraya çağırılmanızın sebebi bu arkadaşlar.
Persophene’nin kurnazlığı.. Ben size bir teklifte bulunmak için sizi çağırdım.
Teklifim şu! Persophene’yi dünyanın dört köşesinde bile olsa arayıp onu bulup
geldiğimiz zamana geri döndürmesi için yakalamamız gerekiyor. İşte teklifimi
kabul ederseniz nasıl bir ödül alacağınızı da söyledim. Kendi zaman dilimize
geri döneceğiz. Julius’un yaptığı mührü Persophene’nin bozacağına inanıyorum.
Yanılıyor sayılmam da..’ Topukları üzerinde arkasını döndü ve Rudolf’un
yanına doğru yavaşça ilerlemeye başladı. Elleri birbirine kenetlemişti. Yüzünde
ise soğukkanlılık vardı. İfadesizlik arasından sızan sakinliği fark etmek zor
oluyordu. Bütün gözler ve yüzler onu takip ediyordu. Hepsi hür dikkat genci
izliyordu. Yüzlerinde ise ifadesizlik olsa bile bazıları içindeki durumu fark
etmiş ve kabullenmiş gibi görünüyordu. Gencin sesi bir kez daha karanlık
sokağın arasında yankılamıştı. ‘Şimdi size bu
arayışta ihtiyacım var. Geldiğimiz zamana dönmek için Persophone ve Julius’u
arama çalışmamıza katılmanızı istiyorum. Katılmanız için sizi zorlamayacağım.
Ama kendi zamanımıza geri gitmemiz gerektiğini herkes biliyor… Kim benimle bu
arayış içinde olacak?’ dedi ve Rudolf’un yanında tekrar topuğun üzerinde
arkasına döndü. Ve kararsız gözlere ve yüzlere baktı. Sadece birkaç saniye
sonra kalabalığın arasından birkaç kişi karanlığa doğru yürümeye başladı.
Arayışa katılmamaya kara vermişti. Arkalarından bakan gözler ise hala
karasızlık içindeydi. Karanlığın kasveti yavaş bir şekilde yayılmaya
başladığında Rudolf’un o gür sesi sokaktaki sessizliği bir kez daha dağıtmıştı.
‘Biz bu zamana ait değiliz kardeşlerim. Bizim kendi
zamanımız var ve o zamana gitmemiz gerekiyor.Bunun için bu arayışa girmemiz
gerekiyor. En azından bu arayışta olacağım.’ Gence bakan Rudolf ona
içten bir şekilde gülümsedi ve tekrar kalabalığa döndü. Kalabalıktan birkaç
kişi oradan ayrılıp Gencin ve Rudolf’un yanına ilerlemeye başladı. Arayışa
katıldıklarını ifade ediyorlardı. Birkaç kişi bir gruba döndü ve ardından
karanlık sokağın yapay ışığın altında duran bütün bedenler arayışa
katıldıklarını ifade etmişlerdi. Persophene’yi aramayı kabul eden bu grup
kendilerine ait olmadıkları bu zaman dilimde bütün dünyayı arayıp bulup kendi
zamanlara gidecek kişiye bulmuş olacaklardı. Julius’u.. Kalabalık dolunayın
karanlık gökyüzünden onların üzerine doğrulttu merhamet ışığı arayışın
başlangıcını belirlemişti. Kalabalığın tek bir amacı vardı. Persophene ve
Julius’u yakalamak. İçindeki karanlığın hizmetkarları ve ışığın savaşçıları
belki de ilk defa yan yana savaşacaklardı. Aralarında barış süreci başlamıştı.
Ama bu zaman diliminden sonra kendi zaman dilimlerinde yeniden düşman olup
olacaklarını bilmezdik. Zamanın engin kavramı bu sürecin ne kadar geçici
olacağını gösterecekti. Ama önce Persophene’yi ve Julius’un yakalanmasını
izleyecekti. Gelecekte olan savaştan bıkan Persophene düşmansız hayatına büyük
bir düşman kazanmıştı. Üstüne doğru gelen bu arayış grubunu durdurması
gerekiyordu. Bu durumda zamana bırakılan bir kuramdı. Zamanın ne getirip ne
götüreceği gizlilik arasında kalmıştı.Puslu dumanın altında ise arayış ise
çoktan başlamıştı.



dipnot: Başka bir yerde yaptığım RP ve başka bir karakterle...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Océane Clémente
Ravenclaw 5. Sınıf & Bina başkanı & Takım Kaptanı
Ravenclaw 5. Sınıf & Bina başkanı & Takım Kaptanı
avatar

Kadın Özel yetenek : Metamorfmagus
Rp Partneri : Lasthe.
Kan durumu : Melez
Mesaj Sayısı : 846
Kayıt tarihi : 16/03/10

MesajKonu: Geri: Castiel J. Ribes   Paz Nis. 11, 2010 9:59 am

Betimleme: 19/20
Akıcılık: 18/20
Uzunluk 20/20
İmla ve anlatım: 8/10
Renklendirme: 7/10
Hayal gücü: 19/20

Doksan bir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://holdric-legend.my-rpg.com
 
Castiel J. Ribes
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Holdric Legend :: Rp dışı :: Karakter Onaylama-
Buraya geçin: